Ruh İşçiliği

Gençliğim, varlığımdan maksimum verim almaya çabalamakla geçiyor. Kişisel gelişim ruhsal gidişime dönüşmeden evvel nasıl pragmatik bir yol bulurum derdindeyim. Ama yaşım x ekseninde orijine daha yakın bir noktayken etrafımda saadetine nazar uğramayan insanların fütursuzca y ekseninden yükselmesine şaşırmak ve durmakla geçiyor vaktim. Karamsarlığım ve içimin içimi yiyişi nasıl tetikliyor bu hiçbir şey yapamayışımı, anlatamam. Hayat, asgari hız limiti 50 olan bir yolda 110’la giden minibüsten müsait bir yerde inmek isterken akıp gidiyor. Tüm bunları 20 yaşında idrak ediyorum. Kafama taç takmakla, aynı kafayı duvardan duvara vurmak arasında dehşet dilemmalar yaşıyorum.

pinterest 🙂

Damarlarımdan enerji ve motivasyon ince bir şırıngayla tamamen çekilmiş, amacım kendim dışında herkes olmuş, anlıyorum. Bir fotoğrafçı uzaktan beni kadrajına almış: kucağımda bir bebek, örgülü saçlarımdan birkaç tutam feryat figan, ağzımın kenarındaki gülme çizgilerine inat alnımdaki endişe çizgileri. Öylece yürüyorum herhangi bir yerden herhangi bir yere. Çocuğun elleri omzuma ve yakama sıkıca tutunduğuna göre hırsla yürüyorum, deprem oluyor belli. Pek Sartre’den bir kesit okuyup da çıkmışım gibi durmuyor; daha çok söylene söylene çamaşır katlarken bir anda canıma tak etmiş gibi. Belki cereyan yapan camı bile kapamadan vurmuş çıkmışım kapıyı. Yine de her şeye rağmen gözüm U dönüşünü arıyor. Hayır, o dönüşte dörtlüleri yakmış bir araba arıyor. Öyle bir fotoğraf.

Bu bana bir cezadır, diye düşünüyorum şimdi de. Bu iç ses, kafamdaki bu kimsenin alt edemeyeceği haklılık, en son lisede topladığım dağınıklık, bu dikenüstündelik, bu her şey mükemmel olsunculuk bir cezadır. Aşkın varlığına, aşığın yokluğuna inanmam bir cezadır. Virgülden ve tüm Farsça bağlaçlardan vazgeçmemem bir cezadır. Lafın doğrusunu anlamayanla mücadele etmem bir cezadır. Oynak pireler için anneannemin güneşin altında diktiği yün yorganı yakmam bir cezadır. Dışarıdan bakanın içimi görmemesi bir cezadır. Yine de tüm cezalara, lütuflarıma engel olmadıkları sürece saygım vardır. Ve benim en büyük lütfum ruh işçiliği yapmaktır.

Dünya garip bir yer oluyor. Henüz yirmili yaşlarımın ilk durağında değilmişim de yetmiş seneyi geride bırakmışım gibi garipsiyorum buraları artık. Her şeye herkes o kadar büyük bir hızla ulaşıyor, her fırsat o kadar çabasız ayağımıza geliyor ve her hafta bir teknolojik trend yerini o kadar büyük bir cömertlikle bir diğerine bırakıyor ki; bazen küçük esnaf bu konu hakkında ne düşünüyorsa ben de aynısını düşünüyorum: ne olacak şimdi? Dört buçuk milyar yıllık dünyada insansız robotların sonunda var olması hepimize mükemmel geliyorken, dijital dünyayı sosyal dünyadan daha çabuk benimsemişken, insanlar yeni olan herhangi bir şey için önsipariş verirken, Flormar kullanan ama güya indirimde diye Sephora linki verenler gençleri sahip olamadıkları şeyler için umutsuzluğa ve mutsuzluğa iterken, benim hala harflere ve kelimelere odaklanmak istememe bir tür hayalcilik mi derler yoksa fantezi mi?

Onlar ne der bilmem ama ben ruh işçiliği diyorum. Ömrüm boyunca maaş talep etmeksizin ve mesai sınırı koymaksızın yapacağım tek iş budur, bir tek bu işi yaparken işçi olurum ben. Ruha hitap ederim, ruhuma hitap ederim. Memnun edeceğim ilk patron odur çünkü; ruhtur, içtir, gönüldür. Spiritüalizmle bunun hiç alakası yoktur. Hiçbir akımla akmaz, hiçbir inanışa inanmaz, hiçbir kümeye eleman olmaz bu iş. İnsanı memnun eden her şeydir, sende bıraktığım etkidir, attığım laf, ettiğim ahtır. Ağzımdan dökülen her bir cümledir, deftere düşen her bir harftir, gözüne attığım her bir bakıştır, hiç olmadık yerdeki bağırıştır, bazen yalan söylemektir, bazen merhamet etmemektir, bebek sallamaktır, dilemektir. Çekip gitmeyi istemektir. Alpler’de 240 metrekarelik bir araziye iki katlı ev dikmektir,  sırf açık verandadan edelweiss‘ları seyredebilmek için. Elini parçalayacak cam ile başını yaracak betonu bir heykelde buluşturabilmektir.  Sorbonne amfilerinin duvarlarına ya da tavanlarına sanatkarların resimlerini işlemektir. Hiç evlenmemektir. Hep platonik sevmektir. Kendini en baştan ispatlamaya uğraşmamak için herkesle samimi olmaktan uzak durmaktır. Herhangi bir akşamüstü memleketini övmektir, özlemektir. Üç çocuğunu mutluluktan yoksun etmemek için kendini tokluktan muaf etmektir. Tazminat alamasan da haklılığın uğruna çete çet müdürünle boy ölçüşmektir. Kırsalda hayvancılık yapmak ya da Adalar’da bisiklet kullanmaktır. Okulu bırakıp bir pasaport, bir sevgili, birkaç parça eşyayla ülke ülke gezmektir. Kış insanı olduğuna kalıbını bassan da Nisan’ın gelişini kutlamaktır. Yüksek sesi yahut üst üste binmiş iki sesi kaldıramamaktır. Barış Bıçakçı okurken Alper Canıgüz’de gözü kalmaktır. Bitirdiğin bölümle alakası olmayan bir mesleği yapmaktır, seve seve. Gecenin bir yarısı en yakın sahili arabayla turlamaktır. Dün akşam çizilmiş seksekte oynamaktır. Güneşin en güzel doğduğu yerden doymaktır.
Her şeyiyle var olmak, varlığını duyurmaktır ve doyurmaktır.
Ve yazmaktır.

Ben etrafı zar zor seçtiğim o yolda, bebek kucağımda, sinirim tepemde, mutsuzluğum gözlerimde yürümek istemiyorum. Gelecekte hangi makineler neyden tasarruf etmemizi sağlayacak, uzaylılar artık bir zahmet yerküreyi basacak mı, Elon Musk servetini n’apacak, kıyamet ne zaman kopacak; bunları konuşmak istemiyorum. Var olmak istiyorum sadece. Siyasi olmak istemiyorum, 8 Mart’ta hatırlanıp 9 Mart’ta kenara atılmak istemiyorum, sadece diploması olan hocalardan ders almak istemiyorum, boşlukla mücadele etmek istemiyorum.
Ruh işçisiyim ben, öyle kalmak istiyorum.

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Mahmut Cihat dedi ki:

    İtiraf etmeliyim ki yazıyı ben okumadım. Yazı resmen kendini okuttu. Doğduğu andan itibaren her an ölecek yaşta olan biz insanların, zamanı gelmeden “bazı şeyler”in farkına varması gerekir. Bu yazı adeta “bazı şeyler”in kıyılarında güzel bir gezinti olmuş. Kutlarım…

    Liked by 1 kişi

  2. Hatice dedi ki:

    Ağızlarda bir slogandır söylenip duruluyor ya hani, “yeni nesil inceliklerden yoksun” diye… İşte bunu diyen kim varsa yüzüne çarpmak istiyorum bu yazıyı.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s